it is the moment of truth the moment you leave your insecurities behind. or someone that you don't know well has a generalization to verbalize, which fits you deep inside... you hurt inside, start to bleed inside, knowing what was said was true, and was not in fact meant for you. it was just said in the natural course of that conversation but for you, was hearing your deepest and darkest fear, in somebody else's lips...
insecurities make your life miserable...
fear makes it worse...
deep inside, you feel even worse...
şehrin ışıkları suya düştüğünde,
gözünün alabildiğine deniz sardığında seni,
bir taşa oturacak ve tadını çıkaracaksın gördüklerinin.
saçların teslim olacak seni üşüten rüzgara,
bir karşı kıyıya bakacaksın,
bir bulutların arasından sıyrılmaya çalışan dolunaya.
türlü hatıralar gelecek gözünün önüne,
gözlerin dolacak, belki soğuktan sadece...
ay gözlerini dikecek karşına geçip tüm ihtişamıyla.
birden anlayacaksın niçin yarın da uyanmak istediğini.
papatya çayıyla kahveydik biz seninle
bir kez dokundu dudaklarımız ve ayrılamadık
ay vardı. yağmur vardı.
bırakmadılar.
bir hayali bir yatağı paylaştık.
bir hayatı paylaşmaya söz verdik birbirimize
tutamadık sözleri...
sözler laf oldu...
uzun zaman sonra ek...
kim derdi ki seninle tanıştığım güne lanet edeceğim,
kim derdi ki seni sevdiğim için kendime lanet edeceğim...